Türk edebiyatının Anadolu’dan yükselen sesi Cahit Külebi anılıyor

Türk edebiyatının Anadolu'dan yükselen sesi Cahit Külebi anılıyor

Eserlerinde yurt, insan ve doğa sevgisini işleyen, öte yandan çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Niksar, Tokat ve Sivas yörelerinden anılarında kalan izlenimleri kaleme alan Cahit Külebi, vefatının 24. yılında anılıyor.

Türk şiirinde yenileşme hareketinin öncülerinden biri olarak kabul edilen ve kendisini “halk şairi” olarak tanımlayan şair Cahit Külebi‘nin vefatının üzerinden 24 yıl geçti.

Asıl adı Mahmut Cahit Erencan olan usta şair, Erzurumlu nüfus memuru Necati Bey ile Feride Hanım’ın üçüncü çocuğu olarak 10 Ocak 1917‘de Tokat’ın Zile ilçesinde dünyaya geldi.

Erzurum ve civarının Ruslar tarafından işgal edilmesi sebebiyle Külebi’nin ailesi, doğumundan kısa bir süre önce sıkıntılı bir yolculuğun ardından Tokat’ın Zile ilçesinin Çeltek Köyü’ne yerleşti.

Soyadı yasasıyla birlikte ailesi “Erencan” soyadını alsa da usta şair, şiirlerini yazmaya başladıktan sonra sülalesinin “Gulebi” olan adını “Külebi” olarak kullanmaya başladı ve bu soyadı 1946’da tescil ettirdi.

LİSE YILLARINDA KENDİNİ OKUMAYA VERDİ

Külebi, Zile’de Mahalle Mektebi’nde başladığı ilk öğrenimini, Numune-i Terakki ve Dutlupınar İlkokulu’nun ardından Tokat Gazi Ahmet Danişment İlkokulu’nda 1929’da tamamladı. Orta öğrenime yatılı devam eden Külebi, Sivas Erkek Lisesi’nden 1936’da mezun oldu.

Başarılı edebiyatçı, lise yıllarında içine kapanarak, kendini kitap okumaya vererek, Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar gibi önemli edebiyatçıların eserlerini takip etti ve şair- yazar Ahmet Kutsi Tecer’in, halk kültürü, musikisi ve şairleriyle ilgili çalışmalarından etkilendi.

Şiir, hatıra ve deneme yazıları kaleme alan Külebi’nin ilk şiiri, okuduğu lisede hazırlanan “Toplantı” dergisinde yayımlandı.

İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1936’da birincilikle kazanan Külebi, Fuat Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ali Nihat Tarlan’ın da aralarında bulunduğu önemli öğretmenlerden eğitim alarak 1940’ta mezun oldu.

İLK ŞİİRLERİNİ 20’Lİ YAŞLARDA YAZDI

Öğretmen okulunda öğrenim görürken müdür Fuat Köprülü’nün kendisine şiir yazdığı için kızacağını düşündüğünde Külebi mahlasını ilk kez bu yıllarda kullanmaya başlamıştı.

Ordinaryüs Prof. Türk dil bilimci ve bilim insanı Reşit Rahmeti Arat’ın teşvik ve yardımıyla 1938’de Almanca öğrenmek için Berlin’e gönderilen Külebi, döndükten sonra aynı okulun tarih bölümünde öğrenim gören Süheyla Tarkan ile nişanlandı ve 1942’de evlendi. İkilinin, Mehmet Ali ve Ahmet adlı iki erkek çocuğu oldu.

Öğrenci olarak geldiği İstanbul’da, ilk şiirlerini henüz 20’li yaşlarının başındayken “Mahmut Cahit” ve “Nazmi Cahit” lakaplarıyla Gençlik dergisinde yayınlayan Külebi’nin eserleri “Varlık”, “Sokak”, “İnsan”, “Türk Dili”, “Yaratış” ve “Kültür Dünyası” dergilerinde de okurlarla buluştu.

11 YIL TDK’DE GÖREV YAPTI

Cahit Külebi, mezuniyetinden 1 ay sonra yedek subay olarak askere giderek, teğmenlik rütbesi aldı. Trakya’da 46. Süvari Alayı’nda 2,5 yıl yedek subay olan Külebi, 17 Aralık 1942’de terhis oldu. 1945’te 45 günlük bir süre için tekrar askere çağrılan Külebi, bu görevini de Ödemiş’te yerine getirdi.

“Adamın Biri” adını verdiği ilk şiir kitabını 1946’da yayımlanan usta edebiyatçının, 1949’da “Rüzgar”, 1954’te de “Yeşeren Otlar” adlı kitabı çıktı. “Yeşeren Otlar” eseriyle 1955’te Türk Dil Kurumu (TDK) Edebiyat Ödülü’nü alan şair, “Yangın” adlı eseriyle ise 1985’te Yeditepe Şiir Armağanı’nı kazandı.

Halkın içinden, Anadolu’dan, Anadolu’nun bir göçmen köyünden çıkıp şairlik mesleğinin en önemli isimleri arasında yer alan Cahit Külebi, “Roman, oyun, öykü… Bunlar bana hep yapay gelmiştir. Roman yazarsam yalan söylerim gibi gelmiştir bana. Oyun daha gerçekçi gibi ama ona da cesaretim olmamış. Oysaki ben şiiri kendimi anlatmak sayıyorum” demişti.

Usta kalem, Antalya Lisesi’ne stajyer edebiyat öğretmeni olarak 1943’te atandı. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda ve Ankara Gazi Lisesi’nde de edebiyat öğretmeni olarak görev yapan Külebi, 1951’de Ankara Gazi Lisesi’nde Müdür Başyardımcısı, 1956’da ise Milli Eğitim müfettişi oldu.

Şair Külebi, İsviçre Bölgesi Öğrenci Müfettişi ve Kültür Ataşesi olarak 31 Ağustos 1960-23 Nisan 1964 arası İsviçre’de kaldı. Ülkeye döndükten sonra 1964-1969 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişliği, Kültür Müsteşar Yardımcılığı ve Teftiş Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulunan Külebi, 1973’te kendi isteğiyle emekli oldu.

TDK’de 1972’de yapılan Kurultay’da Yönetim Kuruluna seçilen şair, emekli olmasının ardından, Yayın Kolu Başkanlığı ve TDK Genel Yazmanlık görevlerini 1983’e kadar sürdürdü. 12 Eylül Darbesi ile TDK’nin yapı değiştirmesi sonrası 1983’te kurumdan ayrılan Külebi, Sosyal Demokrasi Partisi ile Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin kurucuları arasında yer aldı.

“EN SEVİLEN ŞAİRLER ARASINA GİRDİ”

Kendisini en çok Karacaoğlan’a yakın hisseden ve “Karacaoğlan’ın bacanağı” olduğunu söyleyen Cahit Külebi, eserlerinde de aşık edebiyatından beslenerek, serbest şiirler kaleme aldı. Şiirlerinde yalın ve içten anlatımı ön plana çıkaran Külebi’nin “Atatürk Kurtuluş Savaşı”nda adlı eseri, Nevit Kodallı tarafından “Atatürk Oratoryosu” adıyla bestelendi.

Şair Behçet Necatigil, Külebi’yi anlattığı bir açıklamasında şu ifadelere yer vermişti:

“Aydın bir saz şairi içtenliği, bir Karacaoğlan rahatlığı ve temiz bir dille zaman zaman kötümser, güvensiz, kendi türküsünü söyledi. Yarım kafiyeler, iç sesler, duygu ve düşüncelerine eklediği zarif benzetmeler ve söyleyişindeki titizlikle en sevilen şairler arasına girdi. Yurt köşelerinin manzara ve insan gerçeklerini, modem bir biçim ve yeni bir romantizmle yaşatış, anılarla güçlü içten bir duyarlık, başlıca özellikleridir.”

Külebi bir yandan eserlerinde yurt, insan ve doğa sevgisini işlerken, öte tarafta çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Niksar, Tokat ve Sivas yörelerinden anılarında kalan izlenimleri de aktaran Külebi, yaptığı açıklamalarda şiir dilini ve yazı serüvenini şu sözlerle aktarmıştı:

“Ben hep yaşamdan yola çıktım. Bunun içindir ki hadi övünelim, Anadolu’nun türküsünü ilk kez başkalarından ayrı bir biçimde söyledim. Gerçekleri anlattım. Gücüm yettiğince de içine şiir katabildiğim için, bu tutumumu beğenmeyen art düşüncelilere, küçümseyicilere rastlamadım. Bugün 20 yaşında yazdığım şiirler bile güncelliğini tüketmiyorlarsa, elbette başka niteliklerinin yanı sıra bu sürekli gerçeğin kalıcılığından güç alıyorlar.”

KİTAPLARI 20 DİLE ÇEVRİLDİ

Eserlerinde sade bir dil kullanarak ahenk ve ritme önem veren Külebi’nin kitapları İngilizce, Almanca dahil 20 kadar dile tercüme edildi.

Prof. Dr. Abdullah Şengül, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğünde Cahit Külebi maddesinde şunları yazmıştı:

“Türk edebiyatının Anadolu’dan yükselen bu önemli sesi, Türk şiirinin 1940-1950 yılları arasında gerçekleşen yeni şiir anlayışının önemli bir ismi oldu. Cumhuriyet’in ruhuna uygun, memleket gerçeklerini anlatan, halkı ve konuştuğu dili önemseyen, yaşadığı hayatı bütün yönleriyle ama coşkun bir şekilde anlatmayı esas alan lirik şiirler yazdı. Klasik şiirden Baki’yi, halk şiirinden Karacaoğlan’ı beğeniyle okuyan Cahit Külebi, çağdaşları arasında Nurullah Ataç ve Ceyhun Atuf Kansu’yu diğerlerinde farklı bulduğunu sık sık dile getirdi.”

Şair Külebi’nin ömrünün son yılları, Ankara Çankaya’daki bir apartmanın zemin katındaki dairesinde yakınlarının ölümlerine duyduğu acılarla, üzüntülerle, yalnızlık içinde geçti.

1997’DE HAYATINI KAYBETTİ

Kalp ve böbrek yetmezliğiyle kronik akciğer rahatsızlığı bulunan Külebi, 28 Mart 1997’de yoğun bakıma alındı ve 20 Haziran 1997’de 80 yaşındayken Ankara’da yaşama veda etti.

Ankara’da toprağa verilen şairin naaşı, 2010 yılında ailesinin isteği üzerine Sivas Niksar’a taşınarak Karşıbağ Mahallesi’ndeki Şair Erzurumlu Emrah Türbesi’nin yanında defnedildi.

Vefatından kısa bir süre önce Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Senatosu tarafından “Fahri Doktor” unvanı verilen usta şairin eserlerinden bazıları şöyle:

Atatürk Kurtuluş Savaşında (1952), Yeşeren Otlar (1954), Süt (1965), Şiirler (1969), Türk Mavisi (1973), Sıkıntı ve Umut (1977), Yangın (1980), Bütün Şiirleri (1982), Güz Türküleri (1991), Bütün Şiirleri (1997), Güzel Yurdum (1996), Zerdali Ağacı (1990), Rüzgar (1949), Anı- İçi Sevda Dolu Yolculuk (1986), Düz yazı- Şiir Her Zaman (1985).

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir